İntel’e gitmiştim…

İntel’in Oregon’daki  teknoloji geliştirme ve imalatının merkezine gitmiştim 4 yıl önce. Macbook’umun notlarına şunları  belki bi ara uzun uzun anlatırım diye karalamışım o zamanlar.  3 yıldır yazmadığıma göre bari not olarak paylaşayım. (Zaten uzun yazı okumayı seven ne arar buralarda) 

  • İlk cümle: Smartphones
  • Merkez kalifornia. 
  • Ağırlık Oregon’da
  • Bilgisayar çipleri satmak işimiz diyor
  • Tüm teknolojiyi Dünyaya sattığımız yerdeyiz. (Tarife bak)
  • İrlanda, israil, vb
  • Burası logic development
  • Tüm fabrika temiz oda
  • Teknoloji geliştirme fabrikasından üretime transfer
  • Tüm spekleri – kimya 
  • 18 ay- gelişmesinden sonra pazara çıkması arasındaki süre
  • İntegrated electronics
  • Fabrika müdürü mavi beyaz giyiniyor. 
  • copy exactly strategy
  • 7/24 nonstop üretim
  • 4 billion dollar bir bina
  • 20 milyar dolarlık yatırımla kurulmuş
  • 10 nm hassasiyetinde üretim
  • technolog sertificate
  • transfer certificate
  • hvm – high volume manufacturing
  • 300 mm lik ürünler
  • chip üretebilen 3 fabrika var intel samsung ve 1 diğer
  • intelligent veya integrated technology
  • dünyanın ekonomik olarak en durağan olduğu dönemde 12 milyar yatırım yaptı
  • bu tesis yunanistan gibi 2 ülkeyi satın alabilecek zenginlikte
  • multimilyarder tanımını duyuyorum
  • 6000 çalışanın yarıdan fazlası doktoralı
  • teknoloji geliştiren fabrika ise sadece doktoralı
  • İntel have 4000 phd students
  • Limitsiz hoca geliyor. İntelin arge çalışanları Portland Üni’de derse giriyor. 

Eğitim ve Rekabet odağında 10 yıl sonraya bakış (Dikkat içerik çok serttir.)

PISA biliyorsunuz OECD’nin 3 yılda bir Dünya genelinde 15 yaşındaki öğrencilerle yaptığı araştırma eğitim odaklı bir araştırma. Araştrıma ile ilgili ilk çıkarımlarımı biraz da <genel kitlenin ne işine yarayacak?> diye düşünüp şu yazımda yorumlamıştım: https://ekremtekin.wordpress.com/2016/12/09/egitim-bir-ulkenin-gelecegidir-pisa-testi-ve-yorumlarim/

Bu akşam bu konuya kafayı taktım ve biraz daha derinlemesine analiz yapmak için aldım pisa datalarını, excel’de hop aşağı hop yukarı evirip çevirdim. Size absürd bir anlatım diliyle bu makaleyi yazmaya karar verdim.

Analizin adımları

  1. Adım- Pisa genç nüfusu ölçen bir test. Ülkenin envanterine bakacaksak iyi performans veren öğrenci oranına bakmak yetmez. Sayısını da çıkarsamak gerekir dedim. Pisa sonuçlarının yanına bir sütun ekleyip ülke nüfuslarını ve genç nüfus oranlarını ekledim. Böylece hangi ülkede ne kadar genç nüfus var bu sayıya yaklaşık olarak ulaştım.
  2. Adım- Başarı oranları elimde olduğu için kolaylıkla genç nüfus sayısıyla çarpıp hangi ülkede kaç tane Barış Manço deyimiyle <Adam Olacak Çocuk> var ona baktım.
  3. Adım- Şaşırdım. Başarıda son 3’te olan Türkiyeye bir baktım. Adam olacak çocuk sayısında ilk 20 ülke arasında.Yani Finlandiya’nın başarı oranı yüksek te nüfusu ve genç nüfus oranı da düşük. Ülkedeki 300.000 Vasıflı-başarılı Türk bizi ilk 20’ye sokmuş.  Bu demek ki biz halen rekabetin içerisindeyiz. Eğitim sistemimizin verimi düşük ama girdi yüksek olduğu için iyi ürün hacmi yüksek. Rekabetin içerisindeyiz dediysek rekabet kolay demedik. Şuna da değinmeden geçmememiz gerekir ki 5 sıra yükselmek için sayıyı neredeyse ikiye katlamamız adam olacak çocuk sayısını 600.000’e çıkarmamız lazım. Her neyse bu adımda biraz da olsa geleceğe yönelik PİSA ve eğitim karamsarlığımızı silkelemiş olarak bir sonraki adıma geçiyoruz.
  4. Adım- Çalışkanlar bizi ilk 20’ye soktu da tembellerimiz kaça soktu. Yani bir sürü okuduğunu anlamayan, yazı görünce gözü pörtleyen, matematiği, bilimi, mantığı hiç bilmeyen, eleştirel düşünemeyen adamı (ki ben bu sınıfa kendimce TEMBELLER diyorum) naapacağız?. 300.000 kişinin doyurması gereken kaç adam var sorusu akla geliyor.  Hemen 3. Adımı bu oran için de tekrarladım. Bir tembel sayısında dünyada 5’teyiz. Ülkede yaklaşık 6 Milyon Vasıfsız Öğrenci var diye yorumluyor ve geçiyorum
  5. Adım- Hmmmm….. iş biraz karıştı. Sonuçlar diyor ki 300.000 kişi 6 Milyona iş sağlamalı. Elimizde 18 Buçuk Milyon Genç Nüfusumuz var desek bunların 300.000 tanesi Girişimci, Bilim Adamı ve CEO ve dengi insan,  15 Milyon teknik insan ve meslek sahibi olması gereken kişi ve 6 Milyon işçi, ve düz memur var. Estonya’da, Kanada’da, Finlandiya’da Kore’de bir Girişimciye, 0,2-0,3 işçi düşerken bizde her girişimci 20 işçi çalıştıracak.

Yukarıdaki sayılara bakıp çıkış yollarını kestirmek zor değil. Başlıyorum o zaman…

  1. Eğitime neşter atmak
    1. Şu 300.000 vasıflı başarılı adama yenilerini eklemek.
    2. 6 milyon vasıfsız tembeleden kurtarabildiğimizi kurtarıp kalanına da ekmeğin, emeğiyle kazanmanını önemini kavratmak ki elinde instagram Dan Brazillianın hayatını  an be an takip eden adama gel işçi ol diyesin. (Bunu basit şeyi kavratmak için dizi mi yaparsınız film mi yaparsınız bilmem; bildiğim tek şey bugün bu 6 milyon adamın içinde bu kavramları kitaptan okuyup öğrenecek bir kişi yok.)
  2. Eğitimi düzeltemiyorsak; Estonya’dan, Kanada’dan, Çinden, Finlandiya’dan, Kore’den, İrlanda’dan, Slovenya’dan, İsviçre’den, Danimarka’dan, Norveç’ten, Almanya’dan, Yeni Zellanda’dan, hatta Polonya, Hollanda, Rusya ve İngiltere ile kazan-kazan modeliyle bizim iş gücümüzü onların beynini koyduğu ticareti kurmak. (Bu ülkelerin ismini kafadan yazmadım. Analizdeki sırasına en potansiyelden başlayarak veriyorum)
    1. Bu ülkelerin ünlü markalarının üretimlerinin bir kısmını Türkiye’ye çekmek
    2. Bu ülkelerden Girişimci ve bilim adamı transfer etmek,
    3. Bu ülkelere İşçi transfer etmek
  3. Bazı Sektörlerdeki Girişimcileri Dünya’ya açmak.
    1. Hizmet sektöründe yatırımı teşvik etmek: THY örneği gibi Al bir uçak taşı Estonyalıyı, Çinliyi… Al bir tır istihdam et iki Türk şoför taşı almanın malını Kazakistana…
    2. Yukarıda ismi geçen ülkelerin hizmet sektöründeki Lojistik, Otel, Restorant, Catering, şirketlerini satın alıp Türk işçileri oryantasyondan geçirip götürmek çalıştırmak.
    3. Emek yoğun-proje bazlı sektörlerde dünyaya hizmet vermek: Rusya’nın inşaat tedarikçisi olduğumuz gibi diğer ülkelerin de eğer ihtiyaçları varsa inşaatlarını yapmak. Al bi inşaat işi götür 100 işçiyi, yap bitir yenisini al.
    4. Perakende sektörünü dünyaya açmak: AVM işinde iyiyiz. Perakende markalarının kurumsallaşmasını ve uluslararası şubeler açmasını sağlarsak her şube 8 tezgahtar ve yönetici demek. Her şubedeki satış, Türkiye’deki fabrikada 2 tane fazladan eleman çalışması demek.
    5. Çin’de şu anda eğitim görmekte olan gençlerden 112 Milyon tanesi test sonuçlarına göre zehir gibi. Bu 112 Milyon Zehir gibi Çinli mezun olunca çok iyi para kazanacak, parayı da harcayacak yer bulamayacak. Bu paraları hizmet sektörü yoluyla bu adamlardan kazanırsak yaşadık. Çinlilerin hoşlandığı hangi eğlence varsa Türkiye’de başlatacak girişimciler lazım. Çinle turizmi güçlendirmemiz lazım. (Tek korkum var.Belly Dance(Oryantal Dans) falan Çinlilerin ilgisini çekerse yaşadık mı yandık mı kestiremiyorum. Bir sürü dans okulu ya da 100’lerce taverna demek, Serdar Ortaç’ın kehaneti gibi binlerce dansöz demek 🙂 )
    6. Çıkış yolu 3.E’teki senaryo tutarsa birsürü Çince Kursu açmak lazım. Çince hocası yetiştirmek lazım.
  4. Yurtdışından stratejik endüstrileri yurtiçine çekmek.
    1. Çıkış yolu 3.D’teki firmaları yurtdışına açılması halinde Türkiye’de üretim yeri fabrika kurmasını kolaylaştırmak. Böylece bir de üretim istihdamından kazanmak. Yurtdışında kazandığı paraları Türkiye’de yatırıma aktarması halinde KDV mi almazsınız, arazi mi verirsiniz, gelir vergisi mi almazsınız bilmiyorum.
    2. Çıkış yolu 3.E’teki zehir gibi 112 Milyon çinli istesek te istemesek te 10 yıl içerisinde dünyaya dağılacak. Yani benim yorumuma göre potansiyel Girişimci, Akademisyen, CEO. Çin gibi bir ülkede vasıfsız işçi sayısı sadece 30 milyon. Kısacası Çin’den sanayici transfer etmemiz lazım. Mesela Türkiye’de hacim oluşturan sektörlerde.
  5. Teknoloji Geliştir, Katma değeri arttır: Bunları çok iyi biliyor ama beceremiyoruz. Ama diyelim ki bu 300.000 Adam olacak çocuğa bulduk. Her türlü imkanı verdik. Birçoğuna teknoloji geliştirtmeyi becerdik. Tüm kurumlar çok iyi çalıştı 200.000 tane sağlam inovatif-teknoloji şirketimiz oldu 10 yılda. Teknolojiyle, Yeni Ürünlerle, katma değerle milli geliri coşturuyoruz. Orta gelir tuzağından da çıktık. E bu arada teknoloji demek az istihdam demek, az askerle çok iş yapmak, az öğretmen, az memur… eee? Yukarıdakileri yapmazsak 10 yıl içerisinde arkadan gelen adamları naapacaz. Nasıl doyuracağız?   (Bu bölümü diğer bölümlerden daha kinayeli anlatıyorum, gerçek fikrim sanmayın sakın.)
    1. Saltanat başlasın: 300.000 <Adam olacak çocuğun> her birinin evinde  bir hizmetçi, bir şoför, bir dadı, bir güvenlik, odasına sekreter, ofisine temizlik elemanı…
    2. Patır patır insan emekli edeceksin: Para var huzur var. Teknolojiden kazandığımızı insanların hiçbirşey yapmadan oturması için harcamanın bir yolu da emekli et. Arkadan gelenleri de bunların yerine koy.
    3. Bol bol izin, bol bol tatil: Olay açık. Nasıl olsa teknolojiden kazanıyoruz. Vergi olarak bu paraları alırız. Yazın 3 ayı yaz tatili ilan edelim. Her mazerete izini zorunlu koşalım. Hiçbir girişimci kendi kaynağıyla geçen yıl ürettiği kadar üretemesin ki otomasyondan ve makinalaşmadan kaybettiğimiz istihdam açığını kapatıp bir de üzerine daha çok istihdam yaptıralım.
    4. Zorunlu eğitim süresini arttır: Bu mezun olup başımıza bela olacak vasıfsız adamları daha fazla okulda tutalım. 300 lira burs verelim/hatta kredi verelim. Memur yapmaktan kesinlikle daha karlı.
    5. Katma değersiz istihdam alanı oluştur: Ya o kadar katma değerli işimiz var. Vergiler de ihya ediyor. Teknoloji de bir yerde. Biz savaş çıkartalım, sanal düşmanlar oluşturalım ve bu arada askerlik mesleğini iyice niteliksizleştirelim. Niteliksiz zorunlu askerliği arttıralım. Hatta insanların meslek olarak ömür boyu asker kalmasını sağlayalım. Olmadık yerlere nöbetçi yapalım mesela.

Sonuç:

Eğitim sistemini düzeltmek için çok geç çünkü 6 Milyonluk vasıfsız insan kaynağı dalgası bozuk sisteminin içerisinde ve şu an üzerimize doğru geliyor. Ya bu dalgayı göğüslemek bu ülkede herkesin birinci görevi olacak. Ya da en iyi ihtimalle Atatürk’ün ‘Ben bu millete bir tek uşaklığı öğretemedim’ dediği Türk insanı ikinci sınıf insan yaftasıyla Estonyalı’nın, Kanadalının, Çinlinin, Fin’n, Korerlinin, İrlandalının, Slovenin, İsviçrelinin, Danimarkalının, Norveçlinin, Almanın, Yeni Zellandanın, hatta Polonyalı’nın, Hollandalının, Rusun ve İngilizin hizmetçisi, işçisi, amelesi, dansözü olacak.

Eğer eğitim konusunu hala görmezden gelecekseniz, fikirleri bedavadan verdim hangisini yaparsanız yapın. Umrumda değil, çünkü ben oyunda yokum demektir… Belki bu yolla büyük devlet olursunuz ancak bir daha asla büyük millet olamazsınız.

Yine de eğitim kara deliktir bulaşmayalım büyük devlet olalım, büyük milletlere hizmet edelim diyen varsa dediklerimi yapmaya bugün başlamazsan büyük devlet olma treninin de elinden kaçacağını hatırlatmak isterim.

Büyük millet olmak halen mümkünse; bu 300.000 dahi, zeki çocuğa +1 koyan, 6 Milyon vasıfsız, tembel adamdan 1 tane azlatan herkes benim gözümde kahramandır.

Ekonomi, faiz, teşvik bunların çok iyi olması ve çok kötü olması benim hiç ilgimi çekmiyor… Üzerimize büyük bir dalga geliyor… İşte beni bu korkutuyor…

Ekrem Tekin
10 Aralık 2016-Gaziantep

Notlar:

1-Makale böyle bitince çok kızdım. Yukarıda açıkladığım analizin grafiklerini de verisini de paylaşmıyorum. Zaten veriyi nereden aldığımı, hesabı nasıl yaptığımı, neye göre varsayımlar yaptığımı anlattım. Tembellere çok kızgınım, inanmayan otursun baştan yapsın.

2-Bu hale gelmemizde en büyük vebal eğitim sisteminin, böyle sistem olmaz ben doğruyu öğreteceğim demeyen öğretmenlerin, böyle öğretmenleri yetiştiren fakültelerindir.

3-Bu saatten sonra olacakların vebali de sevabı da hepimizindir.

 

Siyasi partilerin 5 sorunu

Ortaya karışık tweet’ler atıyorum. Birilerinin okumaya vaktinin olacağını veya umursayacağını bilsem her bir tweet’in önermesi için bir blog yazardım.

Orhan Pamuk demiş ya 140 karakterle iletişim kurabilirsin ama düşünce, fikir geliştiremezsin diye. Adam koca Nobel’i almış itibar etmek lazım diyor bazı tweetleri biraz açıyorum.

Bu arada kesinlikle siyaset yapmıyorum, tespit ettiğim eksen kaymalarını, kavram kargaşalarını paylaşıyorum.

1.

Öyle mi? Bence millet de şaşırmış durumda. Bakıyor şöyle… Partisi, vekili kendisini temsil etmiyor, herhalde benim partimin ve vekilimin düşüncelerini temsil etmem gerek diyor.

Özgün ol ey akıllı insan, onlar senin fikirlerini temsil edecek… Senin sağduyulu, özgün kanaatine, görüş ve fikirlerini söylemen gerekiyor…

2.

Bazen en çok eleştirdiğimiz şeyleri kendimizde buluruz değil mi?. Tüm partiler twitterdan gündem yorumları yapıp bizi dinlemediler diyor. Biraz içinlerine dönseler, halkı dinleseler iktidar olmanın yolları orada gizli. Twitter’ın tüm üyeleri tüm partilere bedeva danışmanlık yapıyor. Bunca insan bir Erol Olçok, bir Ali Taran etmiyor mu? Bu arada reklamcıların işi partinin savunduğu fikirleri belirlemek değil pazarlamaktır.

Şimdiye kadar hangi parti, ne konuda görüş istedi takipçilerinden? Kendini temsil ettiği milleti dinlemeyeni, iktidar niye dinlesin?

Parti kuruyorsan önce Türkiye’de senden başka hiçbir parti yokmuş gibi düşünüp temsil edeceğin kitleyi ve ortak kanaatleri bulacaksın. Bu kanaatleri temele koyup bir de hayal ortaya atabiliyorsan kur partini. Bak hala bedeva danışmanlık yapıyoruz.

3.

Kim bu hayali kurabiliyor. Halk böyle bir hayalin parçası gibi hissediyor mu?

Ah mazot yerine dolar 1 TL olacak vaatleri duysak keşke… Harbi dolar 1 TL olursa mazot kaç TL olur…

4.

Ne kadar çok geçmiş konuşur olduk. Tüm partilerden Türkiye hayallerini duysak kötü mü olur? Hele seçin o işi halledeceğiz mi? 2023’te öyle olmayacak böyle olacak, 2071’de bizce böyle olacak diyen yok mu?

5.

Geleceği konuşurken bile geçmişi konuşmadan edemiyoruz. Tarih tartıştığımız kadar okusaydık bugün eminim çoğumuzun tartışacak birşeyi kalmazdı.

Bu durumu dikiz aynasına bakarak araba kullanmaya çalışmaya benzetiyorum. Araba kullanırken dikiz aynası görüş açınızın ne kadarını kaplıyor?